24 Eylül 2014 Çarşamba
Mitomaniyak
Bu sabah omzumda bir ejderha ile uyandım. Nefesini yorganın içine verip ısıtmış beni. Ejderha tabii, ayarsız. Terlemişim. Artık sabahları yataktan kalkınca üstünüze bir şey almalısınız, serin. Yanınızda bir ejderha olsa da ateşle odayı ısıtamıyorsunuz. Yanmasını istemeyeceğiniz sahip olmak için ödeme yaptığınız eşyalarınız var. Eşyanın tabiatı değil artık önemli olan; tabiatımız olan eşyalarımız. Neyse ki konu bu değil. Aslında bir konu da yok. Yazıyorum.
Bir gecede, daha doğrusu geceden sabaha kış gelmez. Böyle olmazdı. İşaret verirdi. Bu kış biraz üşüye biliriz. Yakın duralım.
Aklımdaydın gece hatırlıyorum. Sabah da sen beni hatırladın. Akıllar ve yürekler karşılıklı gelebiliyor ama bedenlerin karşılaşmalarında takılıyoruz daha çok. Algılayışımızın sınırı bedenimiz diye midir? Bilsem de söylemem.
Kadın bedeni sıkıntı yalnız memlekette. Söylemeden geçemem. Şortumdan da geçemem. Vurun beni.
Neyse ki fikirler ölmüyor. Fikirlerini anladığım iki kişi ölmeye çalıştı geçen yaz. Beceremediler. Hiçlik düşlediler, her şey oldular. Özlüyorum; bencilliğimden, bedenimle sınırlı algımın yanılgısından. Hasreti severim. Keşke mektuplaşa bilsek. Zarf gerçekti. Geçmemeliydi. . .
Bir acı var üstümüzde. Hasrettendir dedin ama sonbahardan bence. Yapraklar gibiyiz, tenim göstermez ama ben de yanarım. Ben de yandım. Görmediğine inanmazsın sen. Artık ben de sana inanamam. Yitti.
Zaten sen de inanma kendine. Yalan söylüyorsun. Gerçeği de kimsenin bildiği yok. Rahatız. Rahatsızlar, rahat.
Artık anlatmak lüzumsuzlaştı. Bilene tekrar, bilmeyene hikaye geliyor. Fekat biraz karanlık günler de geliyor. Her doğum sancılıdır. Bizim de sonbahar sicilimiz kanlı. Poyraza dönerse hava fotoğraf çekmeye çıkalım. Lodostan saklanalım. Başımız ağrımasın. Deniz kıyısı şimdi sıcak olur kandırma kendini. Bir hırka al yanına. Serinledi hava. Güneşe aldanmayalım.
Ağzım çabuk bozulur. Yakışmaz kadına derler. İnsana yakışan yakışmayan vardır. Güzel bacaklı erkekler mini giyebilir. Hatta amcalar rahatsız pantolonlarının ağını sürekli kurcalamak yerine entari giye bilseler işime gelir. Dolma bahçe sarayı 26 temmuzda müsaitmiş. Kararlaştırdık. Yaza evleniyoruz. "Bu yaz ne düğün yaptı be" demiş Zela. Modadır amcam, moda. Geçer.
Gelip geçen genel gerçekler olmamalı. Çelişkiler bizim işimiz. Çocuklar üzerinden savaşacak kadar çirkinleşe biliriz! Kimseye bir şey anlatmaya çalışacak mecalim yok. Yazıyorsam kendime me'aldir.
Düğüm çözmeye yaramalıdır kelimeler bazen ortalık daha çok karışır. Uyumak gerekir o zamanlarda. Araştırmış bilimseller. Gerçi gazeteler hep yalan söyler. Kapat hadi. Dizi izleyelim.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder